DÜŞ KIRIĞI BİR DÜNYADA

DÜŞ KIRIĞI BİR DÜNYADA

DÜŞ KIRIĞI BİR DÜNYADA

            -Namo açkınlara, Namo uçkunlara, Namo aşkınlara! Bu gün yaşamaya, cana saygıyla başlıyorum.

            -Olmadı hoca, bir defa sakalın ve küpen yok. Arkanda azıcık kalmış saçını da atkuyruğu yapman gerek. Göbeğin de yakışmıyor, bu boyla Budist olunmaz, ayakkabının altına yükseklik koyman gerek.

            -Budist olduğumu kim söyledi? Sabahın bu güzel, huzurlu saatinde denizden esen ılık rüzgârla hayata teşekkür ediyorum. Neden kendimi yaşadığım “derinliklere” verdiğim anlarda dibimde bitip bana bu çirkin dünyayı hatırlatıyorsun? Ben yaşantılarımı saygıyla buyur ederken sen bu küstahlığınla neden canımı sıkıyorsun, belâ mısın sen?

            -Canın hiç sıkılmayacak, sen de kafandaki uyduruk teorilerle yaşayacaksın ha! Yok, öyle kolay değil! Ben belâyım. Ne demek belâ? Sondaki a harfini kısa ya da uzun oluşuna göre okunduğunda anlamı değişir. Uzun okunduğunda deneme, sınav, sıkıntı, dert, afet, musibet demek. Belâsız hayat yok ey nomçı! (Nomçı, öğretmen demek, bir anlamıyla, Eski Uygur dilinde!) Acı hep var. Sorun, acıyla yaşamayı bilmede, acıyı bal eylemede. Öbür okunuşuyla bela (Bizde Farsça okunuşuyla “beli” olarak da geçer.) olumsuz bir soru karşısında, “değil mi?” diye sorulunca örneğin, “evet, peki, öyle” demektir. Evettir belâ. Kabulümüzdür. Senin anlayacağın dille Hoca, yazgı sevgisidir, amor fati! Ben hep yanında olacağım, iki yorumuyla da belânın.

            -Sevgili belâ! Ben de sana belâyım! Bana uyduruk kuramcı diyorsun! Sen de biraz önce bir belâ kuramı dayattın bana. Benimle uğraşma. Belâ her zaman iş başındadır ama belânın belâsıyız biz. Sabah, rüzgâra ve denize karşı söylediğim sözlerin benzeri Uygur Budist metinlerin, Burkancı metinlerin girişinde yer alıyor, bir çeşit besmele gibi: “Namo but, Namo darm, Namo sang.” “Namo” Sanskrit dilinde saygı, saygıyla eğilme demek. But, Buddha; Darm, Dharma yani Budist öğreti; Sang, kısaca rahipler topluluğu demek. Bu sözler 13. yüzyıldan sonra Namo Buddhâya, Namo Dharmâya, Namo Sanghâya olarak da söylenmiş. (Şinasi Tekin hocamın İştikakçının Köşesi kitabından!) Namo, “Nomos”la ilgili, Eski Yunan dilinde yasa demek, Arapçada “namus” olmuş, Farsçada “namaz”la bağlantısı var.

            Görüyorsun, her şeyin başı dil, sevgili belâ, dostum. Dil aşkını, dil duyarlılığını yitirirsek hayat kurur, kabalaşır. Neden çirkinleşiyor her şey hızla? Dilimizin köklerindeki güzelleştirici büyü, adına şiir diyebiliriz, yitmiş, gitmiş. Dilimiz kuruyor. Namo dilimize! Namo Türkçemize! Namo bütün dillerine güzel insanların! Düş kırığı bir dünyadayız. Düşlerimiz kırık bir Türkçeyle düşleyemez.

            -Haklısın hoca. Bana belâ deme! Bella de. Güzel, güzellik!

-Belâya, beli (evet) diyenlerdeniz. Dilimizin açtığı deniz sıkıştığımız hayatın hep sandığımızdan farklı olduğunu söylüyor bize. Saygıyla eğildiğim “açkınlıkla” açılalım denize. Bu anlamıyla dilimizde böyle bir sözcük yok. “Açkı” diye bir sözcüğümüz var, anahtar demek. Kapalı kalpleri, kapalı ruhları, kapalı canları, hakikat perdesini açmak için açkın olmak gerek. Açıcı insanlar olmalıyız, “örtkünlerden” değil.

-“Örtkün” örtücü, örten anlamında galiba, kapatanlar da “kapkın” olsa gerek!

-Elbette, çapkın gibi. Eski Türkçede hızlı giden, hızlı at süren demek. Belâ çapkındır, pardon, “bella” demek istedim. Açkın, açılır, açar. Farklıya. Ötekine. Ötedekine. Sonra uçkuna saygı. Uçmuşa. Uçup uzağa gidene. Uçkun, ateşten fırlayan parçacık, kıvılcım demek, halk ağzında. Kıvılcım, yaşama ateşini yakmak için. Uçkunmanın, korkmak, çekinmek anlamları da var. Uçkun uçar ama dikkatli. Açkın olacağız demek ki. Uçkun olacağız. Çakılmayacağız. Çakılgın olmayacağız.

-İçimizde bir şey yoksa neyi nasıl açacağız? Açılınca boğulmaz mıyız? Açılınca, açtığımızda içeri haramiler girerek soyup soğana çevirmezler mi bizi? Örselemezler mi, kırmazlar mı, şu düş kırığı dünyada?

-Açkımız olacak. Anahtar. Fettah. Fatih olacağız, açıcı. Açacak yüreğimiz, engin yüreğimiz olacak: Geniş ve alçak gönüllü.

Son olarak aşkın olacağız, aşan. Öteyi arayan. Soran. Araştıran. Namo açkına, Namo uçkuna, Namo aşkına.

-Peki, hoca, sana kaçkın derlerse.

-Hiç kaçıcı olmadık. Suskun olduk elbette. Dünyanın bu gürültüsünde susmak, bir yapkınlık, bir yapıcı olma durumudur. Sessiz. Hayatın açılmamış kapılarını açmayı deneyerek. Bin bir kapısı var çünkü hayat denilen yapının. Yapkınlığımız, inşa edici, münşi olmamızdan geliyor. Gürültü yok. Sevgiyle çalışır değirmenimiz, hüzünle. Çirkini öğütür. Güzeli elde etmeye çalışır.

-Senin zamanın gelmeyecek hoca. Değirmenler yok artık, robotların çalıştırdığı fabrika yapan fabrikalar var.

-Sen öyle san, işte Donkişot ağabeyim eşeğinin üstündeki Şanso Panso’yla geldi bile. Ben onlarla gidiyorum.

-Dikkat et, düşlerinden düşüp bir tarafını kırmayasın!

27 Aralık 2020, 13:21 | 64 Kez Görüntülendi.

Yazı Detay Reklam Alanı 728x90

TOPLAM 0 YORUM

    Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorum Yapan Sen Ol.

YORUM YAP

Lütfen Gerekli Alanları Doldurunuz. *

*