KUŞ OLDUĞUNU SANAN FİL

KUŞ OLDUĞUNU SANAN FİL

KUŞ OLDUĞUNU SANAN FİL

                                                            

            -Yazdım. Unuttular. Yazacağım. Unutacaklar. Unutulmaya yazıyorum. Unutulmaya yaşıyorum, öyleyse.

            -Üzülme, evrenin bir belleği vardır, atomlar unutmaz.

            -Demek ki işimiz atomlara kaldı. Oysa ne güzel söylemiş Romalı: Verba volant, scripta manent. Ağzımızdan çıkan sözler uçar, yazı kalır. Yazı da uçuyor, üstelik sözlerden daha çabuk.

            -Keşke uçsa. Kalıp yok oluyor. Kalmak, yaşamamak demektir. Yaşıyorsan uçacaksın. Bak Türkçemize: Kalık, eskimiş, eksik demek, bir anlamıyla. Kalık değil, uçuk olmalı. Uçuk sözcüğünün de solmuş, soluk gibi anlamları olsa da, uçta olmaktır, uçmuş olmaktır, kanatlanmış, arayan, öteye giden, araştıran.

            Kalmak, sınıfta kalmaktır, dayatılmışın içinde olmaktır. Yazı uçacak elbette. Hiç kalan yazıya yazı mı denir.

            Uçan yazıyı bulmak için kazıya gerek vardır. Mana arkeolojisine. Yazık ki kazıcılar bir bir çekiliyor dünyamızdan.

            -Yine her şeyi tersine çevirdin hoca. Uçmanın yerin altını aramakla ne ilgisi var?

            -Gökte yer, yerde gök var. Sevgilinin gözlerinde gökyüzü var. Kalıktan gerçekçi olmaz. Kalık, tutucudur, kitabidir. Ansiklopedi yazar, sözlük yazar, antoloji hazırlar. Tutar. Kaldırır. İndirir.

            -Onlar olmasa sen bu sözleri söyleyemezdin. Kalık kılıcılara teşekkür et, toplayan, saklayan, arşivleyenlere. Belleğin olmazdı, kalıklar olmasaydı. Düzenin olmazdı. Karşı çıktığın düzen olmasaydı, uçamazdın.

            -Uçmak zordur. Kalmayı, kalanları anlamak, öğrenmek zorundasınız öncelikle. Cahil uçamaz. Kendini bilmeyen, içten pazarlıklı, korkak, dar kafa, sığ ruh uçamaz. Uçuk kaçık boş sözler, söz cambazlığı uçurmaz. Uçmak, yok olmayı göze almaktır. Unutulmayı. Kim anımsayacak bizi, hangi kalık? Kalıklara mı kalacak bu dünya? Kalan yoktur. Kalmak, kalık düşüdür. Varsın, öyle düşünsünler. Ölürsünüz, seçeneğiniz yok. Ardınızdakiler, henüz ölmemişler sizi kalık kılmaya çalışırlar. Bir süre belki. Sonra, göğünüz yere inecektir. Kazıcılar bulursa bulur sizi. Bulurlar, sonra onlar da unuturlar. Şöyle de sevgilim: “Senle ben unutulacağız, hadi uçalım.”

            -Bu sözlerinden kalmaya ne denli can attığını anlıyorum. Uğraşma, bu elinde değil!

            -Sendeki psiko-analitik yorumlara hayranım. Kendim için bir şey istiyorsam namerdim. Ben, değerlerin, güzelliklerin, hakça bir düzenin kalmasını istiyorum.

            -Kıvır bakalım. Hoca kimdir? Kıvırandır, kıvırıcıdır.

            -Hayrola, hocalara olan bu düşmanlık neden?

            -Baca olmayan, tütmeyen hocaya hoca demem ben. Sende tüten duman göremiyorum.

            -Ben içten içe tütüyorum. Dumanım içimdedir.

            -Çok kaba, basit bir kıvırma oldu, bu da tütmediğinin belirtisidir

            -Hocalığımı beğenmiyorsun madem, sana geçmişimden birkaç yaşantı anlatayım. Sıradan hocalar, kalıklar, alıkça geçmişlerinden söz ederler. Ben de alık kalıklığı kabul ediyorum. Onların hep anıları vardır.

            -Bak, bu biraz daha nitelikli kıvırma oldu. Anlat öyleyse.

            -Bozkırda hakikate süzülen bir gemide okudum ben. ODTÜ benim için öyle bir gemiydi. Hâlâ öyledir. Bozkırın kendine özgü bir deniz olabileceğini on sekiz yaşında bu ana dilin dışında bir dille eğitim yapılan Anadolu denizindeki hakikat gemisinde duydum. Özgür düşünmenin, coşkunun, heyecanın, bir türkü olduğu bu gemide dünyanın değiştirilebileceğine inandım. İngilizce şiir okuyan bir Sandıklılı; “yahu bize diferansiyel denklemler öğretiyorlar bu bilginin dayandığı temeller nedir?” diye sorgulaya sorgulaya sınıfta kalan bir mühendislik öğrencisi; uçacağım, kalık olmayacağım, dünya değişecek, devrim olacak, edebiyat yeni bir hayatı yazacak ben de bu edebiyatın eleştirmeni olacağım diyen toy bir delikanlı; işte bu gemide yıllardır tayfalık yaptı, yapıyor.

            -Kusura bakma ama bu hikâyelerle bana farklılığını anlatamazsın. Sen kendi kuşağında hasbelkader değişik durumlar yaşamış sıradan, sürüden bir insansın.

            -Peki, delikanlı. Görüyorum ki şimdiden unutulmaya başlamışım. Unutulan, öyküsünü yazmalı. Sonra canının balkonuna çıkıp yazdığı sayfaları bir bir yakmalı. Küllerini kalıklara savurmalı.

            -Farklı kalık yoktur hoca. Ne yaparsan yap, kalıksın. Yağmur yağıyor, birazdan sel gelecek, sele kapılıp yok olacaksın.

            -Uçuk, yok olandır.

            -Her yok olan uçuk değildir. Bırak yok olduğunda kalıklar seni yargılasın.

29 Ocak 2020, 00:31 | 488 Kez Görüntülendi.

Yazı Detay Reklam Alanı 728x90

TOPLAM 0 YORUM

    Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorum Yapan Sen Ol.

YORUM YAP

Lütfen Gerekli Alanları Doldurunuz. *

*