HİÇLE DÜŞ ARASINDA

HİÇLE DÜŞ ARASINDA

HİÇLE DÜŞ ARASINDA

 

 

                                                                        

            -Alo hocam,

            -Merhaba Beklan, sensin değil mi?

            -Evet, benim hocam, hani siz dersiniz ya bana, “nasılsınız hocam?” gibi bakıyormuşum size.

            -Evet, öyle bakıyorsun. Benim “iyiyim Beklan” dememi bekliyorsun sanki.

            -İyi olun diye bakıyorum herhalde hocam.

            -Öyle bir beklenti içindeysen, iyiyim, haydi. Hayrola, sabah sabah beni aramak nereden aklına geldi?

            -Bir yerde rastladım sizinmiş şu sözler:

                                                           ZAHM-I RİKKAT

                                                           Bir salıncaktayım

                                                           Hiçle düş arasında

                                                           Beyazın karasında

                                                           Karanın beyazında

 

                                                           Çırılçıplak

                                                           Dünyanın ayazında

            -Evet, benim de, nereden buldun ki bunları? Hiçbir yerde yayımlamamıştım.       

            -Bir yerde konuşmuşsunuz, yazmışlar. Anlamaya çalıştım. Sizin adınıza üzüldüm.

            -Neden çok mu kötü olmuş?

            -Ben şiirden anlamam hocam. Yazdıklarınızı bir düz yazı gibi okudum. Sizi biraz tanıyan bir klinik psikolog olarak kaygı duydum.

            -Aklımı kaçırdığımı ya da bunadığımı mı söylemek istiyorsun?

            -Estağfurullah hocam. Depresyonda olduğunuz konusunda kaygılarım pekişiyor. Nicedir gözlüyorum sizi. Bir çökkünlük görüyorum.

            -Olabilir. Ama ben çöküp çöküp uçan biriyim, biraz tanıyorsan beni. Yaşam benden ona olan borcumu ödememi bekliyor. Benim de ondan beklentilerim var. Karşılıklı bekleşiyoruz yaşamla. Yaşamdan beklediklerim, kendimden beklediklerim, bunamadığım ya da ölmediğim sürece sürecek. Yaşama olan borcumu ödemeye çalıştıkça borcum sürekli artıyor. Sence depresif insan, kendinden de hayattan da beklentisi olan insan mıdır?

            -Hocam sıkıntınızı entellektüelize ediyorsunuz.

            -Etmeyeyim de göçeyim mi? Şimdi söyle bakalım Beklan Freud, “zahm-ı rikkat” nedir biliyor musun?

            -Yufka yüreklilik yarası değil mi? “Zahm” yara demek, “rikkat” de acıma, yumuşaklık, yürek etkilenmesi demek.

            -Zahm-ı rikkat demek sence yufka yüreklilerin çektiği sıkıntı demek, öyle mi?

            -Siz biraz öyle değil misiniz? İncelmeye çalıştığınız için hayat sarsmıyor mu sizi? “Hayatımızdaki İnce Şeylere Dair” diye bir kitap yazmadınız mı? Kaba akademisyenler için yazdığınızı düşündüğüm “Hıyaran” kitabı sizin değil mi?

            -Evet, benim ama sen incelik sorununu çok kaba biçimde anlıyorsun Beklan. Senden beklemezdim.

            -Siz söyleyin öyleyse, nedir zahm-ı rikkat?

            -Hayata ince beklentilerle dokunanların duyarlılığı. Hayata, evrenin bütünlüğüne dokunmanın inceliği. Bu inceliğin incitmesi. Bunun depresyonla ne ilgisi var Beklan?

            -Bu kadar ince olmaya çalışırsanız çabucak kırılırsınız hocam.

            -İncinebilen insan kırılmaz Beklan. İnsanlar yaşamdan beklediklerini bulamayınca örseleniyorlar, yaralanıyorlar, sarsılıyorlar, göçüyorlar. İncinmiyorlar. İncinmek ince insanların yaşantısıdır. İnce insan kırılgan değildir. Yaşama karşı direnme gücü vardır.

            -Peki, hiç ile düş arasında olmak ne demek?

            -Beklancığım, “hiç” bir var oluş biçimidir. Üzerimize boca edinilen görüşleri, dayatılan anlayışları yeniden değerlendirme tavrıdır. Hiç tavrı, yeniyi, farklıyı bekleme tavrıdır. Hiçle yeni pencereler açarız hayata. O pencereden düşle bakarız. Gördüğümüzü eylemimizle dönüştürürüz. Hiçte kalırsanız çıkış bulamazsınız. Hiçten düşe çıkmak gerek. Eskimiş, kokuşmuş, yıpranmış olandan çıkış hiçle başlar, düşle devam eder. Düş beyazda karayı, karada beyazı görür, arar. Dünyaya makyajsız, giysisiz, maskesiz, çırılçıplak çıkma cesareti demektir. Hiçle düş arasında olmak demek, hayatı sürekli seyredip, irdelemek; tazeye yeniye, canlıya, serpilmeye, çiçek açmaya, meyve vermeye açık olmayı sağlayan bir salıncakta sallanmak demektir.

            -Pes doğrusu hocam, yine sorunlarınızı teorilerle örttünüz!

            -Beklancığım, bak geçen gün bir dostum beni Karadeniz yaylalarından birine götürdü. Epey iç tarafta, yüksekçe bir geniş düzlük alanda çevresi çitlerle çevrili bir yerde yaşıyor. Çok ilginç bir insan. Bu düzlük alanda birkaç bina var, bir de kule. Alanın kapısından girerken gözüme ilişen bir tabelada “Bir Yere Gitmeyenler Hava Alanı” yazıyordu. Şaşırdım. “şaşırma” dedi, arkadaşım. “Gel içeri girelim, Hava alanı bekleme salonuna.” “Burası hava alanı mı?” diye sordum. “Hiç uçak görmüyorum çevrede.” “Evet” dedi, “hava alanı. Burada hiçbir yere gitmeyenler uçak bekler. Özel uçaklarım buraya gelir, iner kalkarlar. Elbette hiç yolcu almazlar.” Salona girdik. İçeride yirmi otuz kişi ellerinde valizlerle bekliyorlardı. Anonslar başladı. “Singapur’a gitmeyenler iki numaralı kapıya gitsinler. Paris’e gitmeyenler ise bir numaralı kapıda yerlerini alsınlar.”

            -Aldılar mı hocam?

            -Evet, kapılara yanaştılar. Özel uçak hava alanına iner gibi yaptı, sonra havalandı.

            -Ne garip oyun! Kafka’nın romanlarında yaşananlara benziyor.

            -Bir yere gitmemeyi bekliyorlar. Dünyanın herhangi bir yerindeki bir kent adını veriyorsunuz ve oraya gitmiyorsunuz. “Ben bu gün Paris’e gitmedim” diyorsunuz. Gitmeyeceğiniz bir yer seçiyorsunuz. Beklememeyi bekliyorsunuz bu hava alanında.

            -Anlamadım.

            Anlamamayı anlamayı bekleyebilirsin, Beklan.

 

           

           

 

 

           

             

18 Ocak 2020, 13:43 | 185 Kez Görüntülendi.

Yazı Detay Reklam Alanı 728x90

TOPLAM 0 YORUM

    Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorum Yapan Sen Ol.

YORUM YAP

Lütfen Gerekli Alanları Doldurunuz. *

*