DELİ ŞAİR ŞİİR OKUYLA ÖTEDE

DELİ ŞAİR ŞİİR OKUYLA ÖTEDE

DELİ ŞAİR ŞİİR OKUYLA ÖTEDE

      Hem deliremiyor hem de şiir yazıyorsunuz ha, burada bir sorun var. Bakın ne diyor Sokrates amcam, İôn diyalogunda(534b):

      “κοῦφον γὰρ χρῆμα ποιητής ἐστιν καὶ πτηνὸν καὶ ἱερόν, καὶ οὐ πρότερον οἷός τε ποιεῖν πρὶν ἂν ἔνθεός τε γένηται καὶ ἔκφρων καὶ νοῦς μηκέτι ἐν αὐτῷ ἐνῇ.”

      Biraz yorumlayarak çevirirsem:

     “Çünkü şair bu, belli mi olur, tüy gibi hafif, çabuk, kanatlı, kutsal bir şeydir. Tanrıların esini ile esinlenip, çıldırarak, aklı başından gitmedikçe şiir oluşturamaz.”

      Kimdir burada dile getirilen şair? Ne gibi özellikleri vardır?

  1. κοῦφος’dur. Kufos, tüy gibi hafif, çabuk olanı işaret eder. Buradaki hafiflik, çabukluk, onun iç dünyasının devingenliğinin özellikleridir. Olağan dünyanın, olağan dilin, dışına çıkabilme özelliğini gösterir, kufos olma. Olağan dünyanın ağır bir yerçekimi vardır, günlük dile, günlük yaşayışa bağlar insanı. Bu çekim gücü, kufos olmayana dünyanın şiirini kapar.
  2. Πτηνός’dur. Ptênos şair, kanatlı şairdir. Şair olağanın yerçekimini hafifliliğinin, kufos’luluğunun sağladığı kanatlarıyla aşar[1]. Şair uçucudur, uçandır. İnsanı dilin ve yaşam biçiminin ağır prangalarıyla dünyanın sıradanlığına bağlayan şiir savar güçlere karşı, şairin kanatları vardır. Şiiri bulur ve der: “Uçtuk elhamdülillâh.”
  3. ἱερός ‘dur. Hieros şair, kutsal şairdir. Şair kutsaldır. Ne demek “kutsal” bu bağlamda? İçindeki sıradanlığı terk edip, yerine olağan ötesi güçler koyabilen demektir. İç dünyasında güç değiş tokuşu yapabilen demektir. İçini boşaltabilip, yerine “farklı” güçler alabilendir.
  4. ἔνθεος’dur. Entheos şair, içini boşaltıp, açılan yere olağan ötesi (tanrısal) güçleri koymuş olandır. Artık, sıradanlık yaşamıyordur içinde; iç enerjisi sıradan bir enerji değildir. Entheos olan şair, günlük dili, günlük yaşam içindeki herhangi biri gibi kullanamaz. İçine öte girmiştir artık. Dönüşmüş, “yer değiştirmiş”, içine farklı, büyük bir gücü buyur etmiştir.
  5. ἔκφρων’dur. Ekfrôn şair, çıldırmış, aklı onu terk etmiş bir şairdir. İçini terk etmiş, aklını yağmaya vermiş, fikrini şaşmıştır. Artık akıl (νοῦς, nus) ona, onun iç dünyasına, onun başına girememektedir. Çünkü orada başka bir güç vardır artık.

      Bu özellikleri taşıyan şair nerededir? Ne hâldedir? “Ara”dadır. “Ara”da, ἔκστασις, ekstasis hâlindedir. Ek-stasis, bir yorumla, “çıkış, yer değiştirme, dışa doğru hareket” demektir. Elbette “esrime”,”vecd” anlamlarını unutmamak gerekir. Şair, olağan dünyanın, olağan dilin çıkışında durandır. Şair, çıkandır. Çıkışta olan, çıkan. Çıkışta durduğu, çıkmakta olduğu için, tüy gibi hafif, çabuk, kanatlı, içini değiştirmeye hazır, içinde öteye ait gücü olan,

bu gücü taşımak için sıradan aklı terk etmiş biridir. Şair, öte ile derdi olan biridir. Öte, Platon’un[2] da imâ ettiği gibi görünenler, kendini gösterenler dünyasının, ara dünyanın dışındadır. ἐπέκεινα, epekeina, şairin, şiiriyle çıktığı alandır: Türkçemizde öte adını alabilir.

Şair diliyle öteye açılır, ötede dolanır, dolaşır. Çıkışta durup, öteyi arar. Öteye varır. Kanatlarıyla. Sıradan aklını terk ederek.

      Şair, sıradan yaşamını, sıradan dilini ara’da yaşar. Ara, dili taşıyan, ona can veren yaşam alanıdır.[3] Arada dil, gereksinimleri karşılamak, yaşam sorunlarını çözmek için kullanılır. Bilimin, düşüncenin soyutlamalar gerçekleştirdiği, kuramlar oluşturduğu dil alanıdır da ara.

      Şiirin sözcükleri aradadır. Ara, şiiri sözcüklere sıkıştırır. Sözcükler aradadır çünkü. Şiir arada görünür. Kaynağı arada değildir. Nerededir, peki? Önce ara neyin arasındadır bunu anlayalım.

      Ara, ten ile can arasındadır; tenin ötesinde canın berisindedir, şairi birey olarak düşündüğümüzde. Ara, kültür dünyasında, dil ardı ile dil öte arasında bulunur.

      Şair şiiri teni ile canı arasında duyar. Arada çıkıştadır. İki çıkışı vardır şairin: Teninin berisine gidebilir ya da canının ötesine. İki yanda da dil yoktur. Ten dilsizdir. Kendine özgü işaretleri elbette vardır. Tenin berisi, bilinç dışı bir alandır, günlük yaşamın bilinciyle bakıldığında. Bilinç, ten öte, can beri alanda, arada bulunur, dilin sıradan yaşamında. Oysa ara, tenin dürtülerinin yarattığı sarsıntıların etkisi altındadır. Şairin ten berinin magmalarına duyarlılığı vardır. Ten ötenin çıkışlarında, sınırlarında dolanır şair. Tenini duyar. Oradan gelen magmayı, deliliği, gücü duyar. Ek-stasis hâlindedir, çünkü. Tenin ötesinde, sınırda, seferde olan bir akıncıdır. Tenin kapılarını pencerelerini arar. Canının kapısına, teninin kapısından geçerek varılır çünkü. Çift kapılı bir yerde, arada, dilin içinde, kendini zaman zaman tutsak hisseden şair beriden gelen depremlerin vuruculuğu ile öteyi fark eder.

      Öte, dil ötesidir. Can ötesidir. Peki, öte neresidir?

      Öte, henüz gerçekleştirilmemiş olanaklar alanıdır. Ten kafesinin dışındadır, dil kafesinin, can kafesinin dışında. Henüz fark edilmemiş, henüz dile getirilmemiş, henüz yaşanmamış olduğu için, anlamsız görünür. Bir hiçtir, hiç olarak görünür. Aradan öteye geçebilmek, olanakları deneyebilmekle gerçekleşebilir.

      Ara, ten ve can pınarlarından beslenir. Ten, doğa, canın işlemesi için alt yapı sağlar araya. Ara kültür olarak ortaya çıkar, uygarlık olarak görünür. Sanat, bilim, teknoloji öteden ve doğadan beslenir. Öteye giderek yeni olanaklar keşfeder ya da icat eder, bu olanaklarla doğayı işler.

      Şair aranın sınırlarında, berinin itmeleri, ötenin ayartmalarıyla karşı karşıyadır. Şair tüy gibi hafif, çabuktur: Berinin itmeleri ona yüksek bir hız verir bundan dolayı, aranın çekimini aşmak için gereklidir bu hız.  

      Bu hızla görür aradaki dünyayı, sıradanlığın sıkıcılığı, yozluğu acı verir ona, sorar ve kararını verir: Delirmemek nasıl mümkün? Sen görüyorsun, onlar görmüyor. Delirmemek nasıl mümkün? Sen duyuyorsun, onlar seni duymuyor. Anlıyorsun ki, delirmemek, delirmekle mümkün.

      Bu şairin aradaki ilk deliliğidir. İlk delilik, ben görüyorum, deliriyorum da “onlar”, “aradakiler” neden delirmiyor deliliğidir.

      Kanatlarını açar, öteyi görür. (Sokrates’in ἱερός, kutsal sıfatını verdiği şairin özelliği budur: Öteyi görmek. Şair öte görendir.) Salt görmez, öteyi duyar, içselleştirir. Öteyle titreşime girer.( ἔνθεος özelliği!) Aradan, öteye şiir okunu[4] göndermeye karar verir. Artık aranın sıradan çekiminden kurtulmuştur. Çıldırmıştır. Şu anlamda: Sıradan aklının, ara aklın yerine öte akıl koymuştur.

      İşte öte akılla donanmış ruhuyla şiir okunu tenden, ten beriden, dil beriden aldığı güçle fırlatır.(Bu arada delirmemiş şairlerin oku aranın çekimiyle arada kalır. Aranın manzume bölgesinde kalanları da vardır.)

      Esaslı şairlerin şiirleri kadar şiir okları vardır. Bu oklar delilik uçurumlarından geçer. Bu uçurumlar arada bulunur. Bu uçurumları aşan ok, öteye çıkar. Ötede açılır. Şiir oku ötede kalırsa, biz arada yaşayanlar, bu oku göremeyiz. Kim bilir kaç çıldırmış şairin oku öteye yollanmış ve geri dönmediği için okunmamış, bilinmemiştir. Öteye yollanan ok, öteyi dolaşmış, tatmış, acısını çekmiş, hiçliğini duyup, geri dönmüştür araya. Şiir aradan öteye yollanır. Dönerse okunur.

      Çıldırmış şair, okuyla birlikte öteye gidebilir mi? Dönerse, gitmiş de gelmişlerden olur, dönmezse deli olarak yaşar gider. Bedeni arada, aklı ötede kalmıştır.

      Bu yazı ötede kalmış da dönmemiş şairlere adanmıştır. Bir gün buralardan, aradan, öteye doğru yola çıkacak keşif kollarıyla onları ötede arayacak şair kardeşlerimizi bekliyor olabilir öte. Bekliyorsa, berinize iletilerini yollamış olabilir. Berileriyle etkileşebilen şairlere duyurulur.

                                                                                


[1] Eski Yunan mitolojisinde Kanatlı Eros (Eros potenos), dikkat çekici bir figürdür. Kanat betimlemeleri, resimleri, belli bir bağlam içinde, onun bir fallus simgesi olduğunu imâ eder. Bkz. Plato’s Phaedrus, Stephen Scully, Focus Philosophical Library, Newburyport, 2003, s.107

[2] Örneğin, Devlet,587c, 509b

[3] Ara sözünü, karşıt anlamıyla da olsa Julia Kristeva’dan esinlendim. Bkz. Julia Kristeva,  La Révolution du langage poétique: L'avant-garde à la fin du XIXe siècle:Lautréamont et Mallarmé, Seuil, Paris, 1974

 O da Platon’un Timaios diyalogundan esinlenmiş.( Örneğin, 51a-52c) Platon bu diyalogda, kabaca söylersek, Khôra sözünü tüm varlığı içine alan, içine aldığı nesnelerin değişmesine karşı değişmeyen, formu olmayan bir “alan” olarak yorumluyor. Kristeva, bu kavrama  dilbilimsel ve psikanalitik açıdan, şiir diline yorum getirmek amacıyla düşündürücü yeni anlamlar yüklüyor. Khôra dili besleyen, dil öncesi bir alandır. Bu çalışmamda sözünü ettiğim ara ise, dilin günlük yaşam içinde can bulduğu, devindiği bir yapıya işaret ediyor. Bir açıdan,onun khôra’sı benim bu yazımdaki beri kavramını andırıyor.

[4] Şiir okuna Eski Yunancada belki Τό τόξον ποιήματος denebilir!

28 Nisan 2022, 16:21 | 48 Kez Görüntülendi.

Yazı Detay Reklam Alanı 728x90

TOPLAM 0 YORUM

    Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorum Yapan Sen Ol.

YORUM YAP

Lütfen Gerekli Alanları Doldurunuz. *

*