FELSEFELİ OLMAK

FELSEFELİ OLMAK

FELSEFELİ OLMAK

            Felsefenin bir ülkede yaşayıp, etkin olduğunu nasıl anlarsınız? Yanıtlar farklı olabilir elbette. Birkaçını dile getirelim.

            a) Felsefeyle uğraşanların sayısı nüfusa göre fazla ise,

            b) Akademik kuruluşlarda bulunan profesyonel felsefecilerin niceliği yüksekse,

            c) Anaokulundan başlayarak ortaöğretimin her sınıfında felsefe ile ilgili derslerin sayısı fazla ise,

            ç) Felsefe ile ilgili yayınların giderek artan sayıları söz konusu ise,

            d) Sosyal medyada felsefe tartışmaları yoğun biçimde yapılıyorsa,

            e) Dünyada önemli felsefecilerin çalışmalarından haberler veriliyor, yapıtlarından çeviriler yapılıyorsa,

            f) Sanatçılar, edebiyatçılar yapıtlarında, etkinliklerinde felsefeden yararlanıyor; yapıtlarını felsefi bir bakışla oluşturuyor, yorumluyorsa,

            g) Felsefe ile kurumların, derneklerin sayısı artıyorsa,

            h) Felsefe ile ilgili konferansların, sempozyumların, toplantıların kısaca felsefe etkinliklerinin sayıca artması.

            Nicelik ve görünüş üzerinde durarak yukarıda kabaca sözünü ettiğim noktalara bakıp o ülkede felsefe yaşıyor diyemeyiz. Belki o ülkede “felsefe görünüyor”, “felsefe arz-ı endam ediyor” diyebiliriz.

            Peki, ne olursa, o ülkenin kültüründe ne gibi gelişimler, oluşumlar görülürse o ülkede “felsefe yaşıyor”, “felsefe soluk alıyor” diyebiliriz?

            Görünüşte nitelik yükselmesi ile ilgili birkaç örnekle devam edelim.

            a) Akademik çalışmaların niteliğinin arttırılması için uluslararası saygın dergilerde yayın sayılarının yükseltmesi,

            b) Felsefe tarihi ile ilgili özgün yorumlarla yüklü çalışmaların artması,

            c) Ülkemiz düşünürleri tarafından hazırlanan özgün araştırmaların yapıldığı “nitelikli” dergi, kitap çalışmalarının sayılarının artması,

            d) Uluslararası felsefe toplantılarında özgün görüşlerini anlatabilecek, felsefe üretiminde güçlü olan ülkelerde dersler seminerler verecek insanların çoğalması,

            e) Özgün görüşler geliştirip düşünceyi açan kavramlar önerebilen “yaratıcı” insanların sayıca artması,

            f) Dünyanın felsefece saygın ülkelerindeki felsefecilerle ortak toplantılar, yayınların yapılması,

            Felsefenin o ülkede soluk aldığını gösterir.

            Nicelik, nitelik açısından belli ölçütler geliştirerek bir ülkede felsefenin yaşayıp yaşamadığı hakkında çalışmalar yapılabilir, yapılmalıdır da. Bir felsefe sosyolojisi ya da antropolojisi açısından ilginç olabilir. Yukarıda birkaç kaba örnek vermeye çalıştım.

            Bir ülkede felsefe yaşıyorsa, yaşam kendi felsefesini doğurur. Ben ülkemizde böyle bir “doğumu” göremiyorum. Yaşamdan doğuyor felsefe. “Dışarıdan aktarılamıyor. Mesleği aktarma olan felsefeciler var. Bir kısmı akademisyenlerden bir kısmı da aktarmayı iş edinen kişilerden oluşuyor. Elbette aktardıkları malumatı derinliğine ve genişliğine kavrayarak aktarabilmek hem gerekli hem yararlıdır.

            Ülkeyi felsefeye hazırlayabilmek için felsefenin nasıl bir etkinlik olduğunu, tarihini, dallarını, kültürün diğer alanlarıyla bağını anlatmak zorunludur. Bunları anlatabilecek insanlara da, anlatılanları anlayacak insanlara da gereksinimimiz var. Anlatanlara ve anlayanlara, anlamak için çaba gösterenlere felsefeliler diyorum! Felsefeli olmak felsefeyle farklı kaygılar, düzeyler, amaçlarla ilgilenen olmaktır. Belki “felsefeci” sözünü para kazandığı işi felsefe olan, onun akademik eğitimini almış kişilere vermek uygun olabilir. Elbette felsefeci olduğu halde felsefeli olmayanlar vardır. Hatta akademik ortamda bile yaptığı işi sevmeyen, manasını, ruhunu duymayanlar vardır. Hem malumatları yetersizdir, hem de ufukları dardır, kavrama güçleri zayıftır. Ortalama felsefe memurudurlar. Onlar felsefeci oldukları halde felsefeli olamazlar. Bir aşk ister felsefeli olmak. Bir ülkede felsefenin soluğu felsefeyi gönülden, aşkla yapan, eksikliklerini, yetersizliklerini görerek bunları aşmaya çalışan felsefelilerin varlığı ile duyulur.

            Türkçemizde “filozof” genellikle felsefece düşünmeye katkı sunabilen insanlara verilen bir addır. “Düşünür ise yalnızca felsefede değil kültürün her alanında konu edindiği işe derinlemesine kafa yoran herkesin adı olabilir.

            Düşünür olmak kimsenin tekelinde değildir. Felsefeli olmak, Türkçemizde örneğin liseli olmak gibi, öğrenme yolunda olan, ölünceye ya da bunayıncaya kadar süren bir arama, araştırma, dinleme, anlama, anlatma, tartışma çabası içinde yaşayan biri olmak demektir.

            İşte felsefeliler bu ülkeyi felsefeye hazırlayacaklardır. Felsefenin yaşatılması amacıyla gerekli alt yapının oluşması amacıyla mücadele edeceklerdir. Ülkedeki siyaset, yönetim biçimi felsefenin hazırlanmasına uygun değildir. Akademik ortam, edebiyat, sanat çalışmaları genellikle felsefe malumatıyla beslenme talebi içinde görünmüyor. Zaman zaman felsefece düşünmeye çabalayanlar bunu bir bilgiçlik taslama, “entelektüel görünme” tavrı içinde yapıyorlar.

            Felsefeyi ülke kültürüne tanıştıracak malumat çalışmaları henüz “bilgi” düzeyine çıkabilmiş değil. “Bilgi”, konumuz bağlamında konuşursak, malumatın işlenip yorumlanarak içselleştirilmesiyle olur. Bilgiye dönüştürülen malumat, ülkedeki bilime, sanata, ilahiyata işledikçe ülkede felsefenin soluğu duyulmaya başlar. Malumattan bilgiye, bilgiden yaşamın her alanına geçebilen felsefe soluğu kültüre can verir. Hayatı felsefeye, felsefeyi hayata hazırlar.

            Felsefeli olmak, dili, tarihi, coğrafyasıyla bu ülkede özgün felsefe çalışmalarının oluşmasına çabalayan olmaktır. İsteyen kendine felsefeci, isteyen filozof, isteyen düşünür desin; ben kendime “felsefeli” diyor, bütün felsefeli arkadaşlara selam ediyorum.

11 Ekim 2021, 19:06 | 123 Kez Görüntülendi.

Yazı Detay Reklam Alanı 728x90

TOPLAM 0 YORUM

    Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorum Yapan Sen Ol.

YORUM YAP

Lütfen Gerekli Alanları Doldurunuz. *

*